‘Gerçekten ihtiyaç duyulan şey, yaşama yönelik
tutumumuzdaki temel değişmeydi. Yaşamdan ne beklediğimizin gerçekten önemli
olmadığını,asıl önemli şeyin yaşamın bizden ne beklediği olduğunu öğrenmemiz ve
dahası umutsuz insanlara öğretmemiz gerekiyodu. Yaşamın anlamı hakkında sorular
sormayı bırakmamız ,bunun yerine kendimizi yaşam tarafından her gün her saat
sorgulanan birileri olarak düşünmemiz gerekirdi.Yanıtımızın konuşma ve meditasyondan değil ,doğru
eylemlerden ve doğru yaşam biçiminden oluşması gerekiyordu. Nihai anlamda yaşam
sorunlara doğru çözümler bulmak ve her birey için kesintisiz olarak koyduğu
görevleri yerine getirme sorumluluğunu almak anlamına gelir.’
18 Mayıs 2018 Cuma
17 Mayıs 2018 Perşembe
Mathias Malzıeu / Mekanik Kalp
Arka Kapak:
Jack dünyanın en soğuk gününde doğar. Ancak kalbi donmuştur. Doğumuna
yardım eden yarı büyücü yarı şaman ebe, sakat kalbin yerine bir saat
yerleştirerek bebeği kurtarmayı başarır. Jack artık tüm duygusallıklardan uzak
durmak koşuluyla yaşayabilecektir: Yani öfkelenmemeli ve en önemlisi de âşık
olmamalıdır. Ama küçük bir sokak şarkıcısının kor gibi bakışları,
kahramanımızın kalbini çetin bir sınamadan geçirir. Her şeyle karşılaşmaya
hazır olan Jack, onu İskoçya’nın koylarından alıp Granada’ya değin götürecek ve
ona aşkın eziyetiyle birlikte büyük zevklerini de tattıracak olan, Don
Kişotvari bir aşk arayışına atılır.
14 Mayıs 2018 Pazartesi
MİM /ORTAK ÖYKÜ
Merhabalar
Berlin Berlin 'in başlatmış olduğu ortak öykü miminde bende bir öykü yazdım.Umarım beğenirsiniz. Beni mimleyen canım arkadaşım Birpembesever' e çok teşekkür ederim:)
Öykünün tamamı:
Hayallerimde babam bir kahramandı. Şöyle Superman gibi
kötülüklere baş kadıranlardan.Kesinlikle bir gün birisine yardım etmeye çalışırken
hayatını kaybetmiş olmalıydı.Hep böyle hayal etmiştim. Ancak bu ölüm yalanıyla
benim kahramanımı asıl şimdi öldürdüler.Gerçekten de babam benim düşündüğüm
gibi bir kahraman olmayabilir. Hatta tam tersi kahramanların savaştıkları kötü
adamlardan da olabilir.
Ne kadar aptalmışım
diye söylenirken,masanın üzerinde duran parıltılı ahşap sandığı fark ettim. Eve
geldiğimden beri orada mıydı emin değilim ama şu anda kesinlikle beni kendine
çekiyor, onu açmam için yalvarıyordu. Merak etme dürtüme yenik düşüp sandığı açmak için zorladım.Tabi
ki kilitliydi. Bir kaç denemeden sonra pes etmek üzereyken karşı duvardaki
aynada bir ışıltı gördüm.
Ne tür bir bir
masalın içindeydim.? Pamuk Prenses masalında mıydık ,Ayna ya bakıp: ’Ayna ayna
söyle bana var mı benden daha güzeli mi demem lazımdı?’ Neler oluyordu?
Aynaya yaklaştığımda
latin harfleriyle yazılmış bir yazı gördüm. Uzunca bir süre baktıktan sonra
yazının türkçe ama kelimelerin tersten
yazıldığını fark ettim.’Anahtar Sensin’ yazıyordu. ’Ah ne zekice ama !’ diye
düşündüm.Daha iyisi olabilirdi.
Ama bir dakika! Bu ne demekti? Anahtar ben miydim?
Kafamdaki bu sorularla sandığa bir kez daha
yaklaştım.Elimi, tozlarını silmek için sandığın üzerinde üç kez sağa sola
salladım. İnanmayacaksınız ama sandık üçüncü dokunuşumdan sonra açıldı.Hızlıca
kapağını açtım.İçinde birkaç deste mektup vardı.Bunlar annemden gelen mektuplardı.Bir
de fotoğraflar vardı.Benim fotoğraflarım.Annem
benim her anımın resimlerini göndermiş babama.İlk adımlarımı atarken,ilk
dişlerimin döküldüğü zamanlar,lise mezuniyet günümden kareler ve dahası...
Demek benden habersiz değildi.Her şeyi
biliyordu.Yine de benimle iletişim kurmadı.Bu kadar zaman bizi isteyerek yalnız
bırakmıştı. Zihnim bu düşüncelerle boğuşurken gözlerimden yaşlar çoktan akmaya
başlamıştı. Yine de bir yanım ‘Bu
resimleri neden saklamış o zaman?’diye soruyordu.Bir sebebi olmalıydı.Belki de gerçek
benim düşündüğüm gibi değildi.İçten içe öyle olmasını umuyordum.Bir açıklaması
olmalıydı.
Bir kaç dakika sonra kapıda ıslak
gözleriyle beni izleyen babamı ve Yusuf’u fark ettim. Delirmek üzereydim. Daha
fazla kendimi tutamayıp bağırmaya başladım.
Yusuf babama yaklaşıp; ’Baba, her
şeyi bilmek onun da hakkı.Neyle karşı
karşıya olduğunu önceden bilmesi daha
güvenli olur. ‘dedi.
Sonraki bir kaç dakika Yusuf’un ağzından çıkan ‘BABA’
kelimesi kulaklarımda çınlamaya devam etti.
10 Mayıs 2018 Perşembe
FAHRENHEIT 451
Fahrenheit 451, kitap kağıtlarının yanma ısısıdır.
Belirsiz bir gelecekte, özel yanmaz
giysileriyle ‘itfaiyeciler’ düzenledikleri baskınlarda içinde su yerine gazyağı
bulunan hotumlarla evlerde ele
geçirdikleri kitapları yakarlar.’İtfaiyeciler’in tek görevi budur.İşini seven bir
itafiyeci olan Guy Montag, bir gün Clarisse adında bir kızla karşılaşınca
kafasında o güne kadar hiç sorgulamadığı sorular uyanmaya başlar. Kitaplar nasıl
şeylerdir, insanların birlikte yanmayı bile göze aldığı bu kitaplarda neler
vardır? Montag artık işini,eşini ve tüm yaşamını başka bir gözle
değerlendirmeye başlar. Kitapları düşünür ve her kitabın arkasında bir insanın
varlığını hisseder,çünkü her kitabı bir insan düşünüp oluşturmuştur. Montag bundan
sonra,yakmak için girdiği evlerden kitap çalmaya başlar ve gelişen olaylar
sonucunda yasa dışı ,aranan bir suçlu durumuna düşer.
9 Mayıs 2018 Çarşamba
6 Mayıs 2018 Pazar
Mutlu Canavar Ailesi
Wishbone ailesi mutsuz bir ailedir.Birbirleriyle
bağları kopma noktasındadır.Bu duruma son vermek için anne Emma, bir aile
olarak birlikte vakit geçirmek için maskeli baloya gitmeyi teklif eder.Anne bir vampir, baba Frankenstein, kızları bir mumya ve oğulları da kurt kılığına girer. Ancak Dracula adındaki vampirin anne Emma ya aşık olması ve onu vampire dönüştürmek için büyü yaptırmasıyla işler karışır. Drakula' nın büyüsüyle tüm aile balo için giydikleri kostümlerdeki
karakterlere dönüşürler. Büyünün bozulması için ise bir şart vardır.
Birlikte tekrar mutlu bir aile
olabilmek.
Bazen Yorgun Hissedersin
*İllüstrasyon Pinterestten alıntıdır.
Kulağa küpe bir hikaye.
İki çocuklu bir aile hafta sonunu piknik yaparak geçirmeye karar veriyor. Piknik yerine vardıklarında anneleri yemeği hazırlarken, çocuklar babalarıyla birlikte yürüyüşe çıkıyor.Uzun bir yürüyüşten sonra oldukça yorulan küçük çocuk yalvarırcasına bakan gözlerle,
'Babacığım çok yoruldum. Lütfen beni kucağında taşır mısın?' diyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








